5 Şubat 2019 Salı

İsim (Ad) Nedir, ve İsim (Ad) Türleri Nelerdir ?


Canlı ve cansız bütün varlıkları, duygu ve düşünceleri karşılayan, varlıkları tanıtmaya yarayan sözcüklere isim denir. İsimler değişik yönlerden incelenir, bunları sırayla görelim.

A. İsim (Ad) Türleri

1. Varlıklara Verilişlerine Göre

a. Cins İsim



Aynı türden varlıkların, kavramların ortak adıdır. Buna tür adı da denir. Örneğin; kuş, ağaç, yaprak, hayvan, yol, çiçek... gibi. Cins isimlerde sözcüklerle karşıladığı anlam arasında sıkı bir ilişki vardır. Örneğin; "ağaç" denildiğinde hemen varlık olarak "ağaç" nesnesini zihnimizde canlandırırız.

Sözcüklerde Anlam Özellikleri


Tek başına bir anlam taşıyan ya da bir anlamı olmadığı halde cümle kuruluşuna katkıda bulunan anlatım birimine sözcük (kelime) denir.
Dilimizdeki bazı sözcükler tek başlarına bir anlam taşırlar. Kuş, böcek, elma, fırça, aşk... gibi. Bazı sözcükler ise bağımsız kullandıklarında hiçbir anlam ifade etmezler; kullanıldıkları cümle içinde anlam kazanırlar. Kadar, ancak, ile, ve... gibi.

Edat - Bağlaç - Ünlem


Edat - Bağlaç - Ünlem

Edat (İlgeç)

Yalnız başına anlamları olmayan, anlam ve görevleri daha çok cümle içinde, birlikte bulundukları sözcüklerle ortaya çıkan, sözcükler arasında ilgi kurmaya yarayan sözcüklerde edat denir. Gibi, kadar, dolayı, göre, için, ile gibi sözcükler edat olarak görev yapmaktadır.

Bu sözcüklerin tek başına bir anlamı yoktur ancak başka sözcüklerle anlam kazanırlar. Edatlar, kenellikle isim soylu sözcüklerle birlikte kullanılırlar. İle sözcüğü iki şeyi bağlama anlamında kullanıldığında bağlaç, diğer durumlarda ise edat olur.

Sözcükte Anlam




Sözcükte Anlam

Türkçe testindeki soruların yarıdan fazlası anlam bil­gisiyle ilgilidir. ÖSYM’nin amacı bu sorularla, öğrencinin Türkçeyi kavrama gücünü ölçmektir. Nitekim okuduğunu anlamayan, anladığını kendi sözcükleriyle ifade edeme­yen bir kişinin yönetici, doktor, mühendis, avukat olduğu­nu düşünün; vay halimize!

Türkçesi zayıf olduğu hâlde fen ve matematik netleri iyi olduğu için hasbelkader tıp fakültesini kazanıp doktor olmuş birini düşünün. Bu dok­torun başına gelebilecek bir olayı canlandıralım: